Usually ships out in 2 to 6 weeks depending on availability.
Please enter quantity:
Kur'ân-ı Kerim'in önemli ve en sahih bir tarih kaynağı olduğu hakkında hiçbir şüphemiz yoktur. Ona yanlış ve batıl şeylerin girmesi bizzat Cenab-ı Hak tarafından engellenmiştir. Resul-i Ekrem'e vahiy iner inmez hemen kayıt altına alınmaya başlanmış ve böylece bütün vahiy, yazılıp ezberlenerek ve talim edilerek üçlü koruma altına alınmıştır. Resulüllah'ın vefatından sonra da, dünyada hiçbir kitaba nasip olmayan koruma ve teveccühle korunmuş ve binlerce hafızın dimağında tekrar be tekrar okunmuştur. "Kur'an'ı Biz indirdik Biz, onun koruyucusu da Biziz" (Hicr, 9) beyanı mucizevî bir şekilde gerçekleşmiştir. Diğer semavî kitaplar ise bu özellikten yoksundur. Kur'an, nazil olduğu günden bu yana, ne itirazlara ne tenkitlere uğramıştır ama; bu mevzuda kurulan bütün mahkemeler Kur'an'ın beraatıyla neticelenmiş ve mücadeleler onun zaferiyle noktalanmıştır. Zira o, geçmişi bugünle bu günü de yarınla bir arada görüp bilen Zat'ın kelamıdır.
Bu yüzden, Kur'an-ı Mucizü'l-Beyan, "Daha önceki kitapları doğrulama ve onların üzerinde gözetici olmak gibi ciddi bir maksat ve gaye ile Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselama inmiştir." (Maide, 5/48) Binaenaleyh, Kur'an kendinden önceki kitapların içerdiği bilgileri ihtiva ettiği gibi, onların tahrif edilen noktalarını düzeltmekte ve onlardan çıkarılanlara ek olarak kendi de yeniden kanun ve öğütler koymaktadır. Hükümleri nesh edildiği gibi, kıssaları da tahrif edilen İncil ve Tevrat tek başına bir tarih kaynağı olamaz. Vakıa, İslam alimleri bu kaynaklardaki bilgilerden istifade etmeyi bazı şartlara bağlayarak kabul etmişlerdir. Mamafih sıhhati bilinip, Kur'an'nın genel anlamına uygun olanlar Resulüllah'ın (sav) "İsrail oğullarından haber nakledin, bunda bir beis yoktur" (Buharî, "Enbiya" 50) şeklindeki hadisine dayandırılarak kabul edilmiştir. Sırf yalan olan veya doğruluğunda ve yalan olması konusunda ihtilafa düşülen haberlerden ise uzak durulmuştur.
Kur'an'da zikredilen mekânları ve yine adı geçen şahısların yaşadığı yerleri araştırırken esas kaynak Kur'an-ı Kerim, Hadis-i Şerifler, İslam Tarihi kaynakları olduğu gibi Kitab-ı Mukaddes'e de müracaat edilmiştir.
1990'lı yıllarda, Kur'an'daki mekânların ve bu Kitapta ismi geçen şahısların yaşadığı mekânların geniş bir araştırmasını yapmak için, değerli ilima damları ile müzakere ettiklerimin birçoğu, peygamberlerin yaşadığı yerlerin bilinmediği ve bilinemeyeceği düşüncesiyle pek sıcak bakmamışlardı. Fakat, faydadan hali olmadığını da ifade etmişlerdi. 1997 yılında Hong Kong Çin Üniversitesi'nde bulunduğum sırada, Kitab-ı Mukaddes ile ilgili bir çok çalışma görmüştüm. Bunlar benim daha önceki fikrimi tetikledi. İki yıl içinde, Kur'an hakkında söz konusu çalışmanın bir bölümünü teorik olarak bitirmiştim. Fakat, gezmediğim, görmediğim yerlerin, nazari olarak kitaplara bakıp yazılmasının fazla bir değer ifade etmeyeceği açıktı. Bu nedenle, araştırmada yazdığım konuların bizzat yerlerini görmemin çalışmayı daha anlaşılır kılacağı kanaati ağır bastı. Bunu düşünürken, geniş bir İslam coğrafyasını gezmek gerekiyordu. Zorluğu bir yana, finans kaynağı bulmak çok zordu. Büyük bir meblağ gerekiyordu. Bu yüzden 1999 yılı Harran Üniversitesi Rektörlüğüne "Kur'an Atlası" adında bir proje sunmuştum. Hiçbir gerekçe gösterilmeden projem reddedildi. 2002 yıllarında proje konusunda teşvikler yapıldı. Yine, aynı üniversiteye söz konusu projeyi, konusunu biraz daha daraltarak müracaat ettim. Bu da, değişik bahanelerle reddedildi. Bunun üzerine, söz konusu çalışmadan geçici süre ile vazgeçtim.
Bu arada "Kur'an Atlası" ismi ile Arap dünyasında kitaplar çıkmaya başladı. Onu takip eden diğer benzeri kitaplar yayınlandı. Bunlar bir emek mahsulü olsa da, hiçbiri benim projelendirdiğim tarzda değildi. Kur'an gibi bir kitaba yakışacak kalite ve ilmî dikkat ve incelikten uzaktı. Her şeye rağmen, benzeri çalışmaları görünce, daha önceki araştırmayı yeniden sürdürmeye karar verdim. Nazari planda yapılmış olan bilgilerin doğruluğunu tahkik etmek ve olayları yerinde görüp incelemek üzere, Mısır, Yemen, Umman, Suudi Arabistan, İsrail, Filistin, Suriye, Kuzey Irak, Ürdün, Lübnan vb. yerleri gezdim. Nazari bilgileri bu gezilerde gerçekleri ile yüzleştirip tetkik ettim.
Böylece, "Tevhidin Yurdu Olan Kur'an Coğrafyası"nın metin bölümü tamamlanmış oldu. Tevhid hakikatini yerleştirmeye peygamberlerin yaşadıkları eziyetleri, çektikleri sıkıntıları, yaşadıkları yerleri görerek, uzaktan ve hayalî de olsa yerinde incelemiş oldum. Bu çalışma ile, Kur'an'ın camiiyeti ortaya konulmaya çalışıldığı gibi, gerçek ile yalanın, hakikat ile masalın yüzleştirildiği, hakkın gelmesi ile batılın ortadan kalktığı gerçeği, yer ve mekânları ile gösterilerek anlatılmıştır. İnkârın geçici olarak üstün olduğu anlar olsa da, uzun sürede başarılı olamayacağı, bütün bir dünya coğrafyasına işlenmiş delilleri ile gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmıştır.
Araştırmamızda, Kur'an, Tesfir ve Hadis'in yanı sıra, Mu'cemü'l-büldan, Ahsenü't-takasim fi ma'rifeti'l-ekalîm, el-Mevaız ve'l-i'tibar, İbn-i Hurdazbih'in el-Mesalik ve'l-memalik, Istahrî'nin el-Mesalik ve'l-memalik, Rihletü İbn-i Battuta, Rihletü İbn-i Cübeyir, Âsarü'l-bilâd ve ahbârü'libâd, Sefernâme, Rihletü ibn-i Fadlân, er-Ravdü'lmuattar fî haberi'-Aktâr,Uyûnü'l-ahbar,Mürûcü'zzeheb, el-Muhtasar fî ahbari'l-beşer, Mesalikü'lebsar fî memâliki'l-emsâr adlı eserler, en çok müracaat ettiğimiz kaynaklardandı.
Bu çalışmada, kişi ya da yerleri ele alan maddeler alfabetik tarzda gösterilmiştir. Önce yer ya da şahsın bilgileri girilmiş ve ilgili fotoğraf ve haritalar konmuştur. İhtiyaç görüldüğü yerde, daha iyi anlaşılsın diye kısa şekilde, fotoğrafın altında veya ona yakın bir yerde, fotoğrafta gösterilen yer hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Ayrıca fotoğrafları belirten yerlerin adresleri altlarında farklı puntolarla belirtilmiştir. Bir metinde, ismi geçen ve o metinle ilgisi olan maddeye referanslar verilip, konunun zenginleştirilmesi sağlanmıştır. Kitaptaki madde başlıklarında işlenen ayetlere erişimin kolay sağlanması sebebiyle, kitabın sonunda, bu ayetlerin sayfalarını gösteren indeks konulmuştur. Yine kitabın sonunda, içinde verilen haritaların tamamı, yeniden bir arada verilmiş ve bu haritalardaki mekân isimleri indeksi yapılmıştır. Bundan başka kitabın içinde geçen haritların indeksi de, kullanıma kolaylık sağlaması nedeniyle yeniden, isim ve sayfa numalararı ile ayrı bir indekste gösterilmiştir. Kitabın sonunda bir de Tarih Kronolojisi konulup, olay ve şahısların yaşadığı çağlara dikkat çekilmiş ve konunun daha iyi anlaşılması sağlanmıştır.
Maddeler seçilirken, Müphematü'l-Kur'an'a da yer verilmiş ve bu konudaki müphemler, özel maddeler ayrılarak vüzuha kavuşturulmuştur. Maddelerde, "kişiler" anlatılırken, önce, bu kişinin "ismi" ve daha sorna anne ve babası ile "soyu" belirlenmeye çalışılmıştır. İsmi ve soyu belirtildikten sonra, eşi ile çocukları ve yakın akrabalarının isimleri belirtilmiştir. Şemaili hakkında bilgi verilmiştir. Ardından doğduğu ve neşet ettiği yerler anlatılmış ve bunlardan günümüzde yerleri belli olanlara ayrıca işaret edilmiştir. Bu arada yaşadığı çağ ve içinde yaşadığı topluma dikkat çekilmiştir. Kavminin yaşadığı yerlere işaret edilmiş ve bunlar, ilgili maddenin arkasında harita ile gösterilmiştir. Bundan sonra, anlatılan kişi, bir peygamber ise, misyonu, tebliğ şekli, tebliğ ettiği İlahî kitabının ismi ve muhtevası anlatılmıştır. Akabinde, nerede vefat ettiği ve günümüzde şu an nerede medfun olduğu, makam ve makam-kabirlerinin resimlerine yer verilmiştir. Bundan başka, günümüze kadar saklanan izleri ve yaşadığı şehirlerin fotoğrafları ya bir panorama ya da bir fotoğrafla kayda geçilmiştir.
Kabir veya makam kabirleri bulunan peygamberlerin bazen birden fazla oluşu, naaşlarının, bugüne kadar gelip gelmediği konusu hep tartışılmıştır. Bazılarına göre, Hz. Muhammed aleyhisselam'dan başka kimsenin kabrinin yerinin bilinemeyeceği, bazılarına göre, Hz. Peygamber ile birlikte, Hz. Hud, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf, Hz. Yakub ve Hz. İshak'tan başka diğer peygamberlerin yerlerinin bilinemeyeceği kesin bir tarzda beyan edilmiştir. Biz bu tartışmalara girmeden, her nebi veya şahıs için belirtilen yer ve makamların yerlerini tespit etmeye ve resimlerini koymaya gayret ettik. Neticede hangisinin daha doğru olabileceği hakkında bazı değerlendirmelere yer verilmiştir.
Tarihte yaşanan önemli olaylar, hatıralarda yaşasınlar diye, bunların anısına, Hıristiyanlıktan önce, Havra (Deyr); Hıristiyanlıktan sonra Manastır (Kilise); İslamiyetten sonra da Camiler ve külliyeler yapılmıştır. Yapılan bu önemli mekânlarla, bu yerler korunmaya çalışılmıştır. Binanen aleyh, Hz. Yahya'nın mübarek başınının medfun olduğu yerde önceleri Kilise, daha sonra da Şam-Emevî Camii, Hz. Zekeriya'nın naaşını korumak maksadıyla, Halep-Emevî Camii, Hz. Salih'in kabrini korumak maksadıyla Remle Külliyesi, Hz. Meryem'in kabrini korumak maksadıyla Kidron Vadisindeki Manastır yapılmıştır. Bunların sayısını çoğaltmak mümkündür. Bu fikrin aslı, Kur'an-ı Kerim'e dayanmaktadır. Kehf suresinde, Ashab-ı Kehf'i ziyarete gelen ilk müminler, "Mutlaka onların yanıbaşlarına bir mescid yapacağız" dediler. (Kehf 18/21) Böylece onların aziz hatıralarını ebedileştirmek istediler. Günümüzde Ashab-ı Kehf diye belirlenen her yerde mutlaka mescit vardır. Öte yandan, bu uygulama, her peygamber ve evliya kabri şeklinde aynen devam edegelmiştir. Peygamberlerin uğradıkları yerin bereketini bir hadis-i şerif bizlere beyan etmektedir. Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste, gözleri iyice görmemeye başlayan İtban b. Mâlik radıyallahu anh, bu müşkülünü gidermek maksadıyla Peygamberimiz aleyhissalatü vesselama gelerek bir ricada bulundu ve "Ey Allah'ın Resulü, gözlerim görmez oldu. Hâlbuki mahallemizde insanlara namaz kıldıran benim. Yağmur yağdığı vakit onlarla aramızda olan dereden su akınca mescitlerine gidip namaz kıldıramıyorum. Gönlüm ister ki, bana gelip evimde namaz kıldırasın da senin namaz kıldığın yeri namazgâh edineyim" dedi. Peygamberimiz buna olumlu cevap verdi. Bir ara İtban'ın evine uğrayıp gösterdiği yerde namaz kıldırdı. İtban'da burayı evinde namazgâh edindi. Hz. Peygamber, oraya gitmeden de bir yeri tarif edebilirdi. Onun uğradığı yerler, bereket getireceği için bu yapılmıştı. Onun için, her peygamberin uğradığı ihtimalı olan yerlere, önceki müslümanlar önem atfettiği için biz de önem verip, fotoğraflarını koymayı ihmal etmedik.
Öte yandan, hadis-i şerifte beyan edildiğine göre, Allahü Teâlâ, toprağa Peygamberleri çürütmesini haram etmiştir. (İbn Mace, "Cenaze", 65; Neseî, "Cuma" 5, Ahmed b. Hanbel, IV, 8) Hatta bir başka hadiste onların naaşlarına, ne yırtıcı kuş ne de vahşi zarar vermez. (Müsnedü'l-Firdevs, IV, 172; Delailü'n-nübüvve, I, 384) Peygamberler, kendi kabirlerinde, onlara özgü bir hayat ile yaşamaktadırlar. Hz. Peygamber aleyhisselam, miraca giderken, Hz. Musa'yı, kabri üstünde namaz kılarken gördüğünü beyan etmiştir. Peygamberlerin naaşları, Allah tarafından korunmaktadır. İnsanlık tarihinde en çok tesir bırakan bu mübarek zatlar, her biri için bazen bir, bazen de birden fazla yer, kabir olarak gösterilir. Bunların hepsini ciddiye almak zorundayız. Çünkü gösterilen yerler, ya bir nebinin bizzat kabri veyahut makamkabridir, ya da aynı isimde bir başka nebinin kabridir. Diyarbakır'ın Eğil ilçesinde medfun bulunan Zülküf ile Elyesa aleyhisselamların kabirlerinin, 1995 yılında, baraj suları altında kalmasınlar diye, yerleri değiştirilmek için kazıldığında naaşlarının bozulmadan sağlam kaldığına, yüzlerce insan şahit olmuştur. Bu nedenle her kabre veya makamkabrine ciddi bir nazarla bakılmalıdır.
Peygamber kabirlerinin normal bir insan kabrinin boyutlarından uzun ve geniş gösterilmesi, onların bizim boy ve ebadımızdan fazla boy ve ebatta insan olduklarından dolayı değil, zamanla kabrin ileri veya geri, sağa veya sola kayması hesap edilerek büyük tutulmuştur. Yoksa 15 m boyunda veya 30 m boyunda hiçbir insan yoktur. Peygamberlere gösterilen tazimden veya az önce beyan ettiğimiz ihtimalden dolayı kabirler uzun ve geniş tutulmuştur.
Kitapta anlatılan mekânların, önce isimleri hakkında bilgi verilmiş, ardından zamanla değişen isimlerine dikkat çekilmiştir. Kur'an ile alakalı olan yönü esas tutulmakla birlikte, tarih vb. kitaplarda anlatılan noktalarda en küçük ihtimal bile önemli görülüp, kaydedilmiştir. Örneğin Hz. Hâcer ile ilgili anlatılan mekânlar, rivayetin sağlam ya da zayıf olmasına bakılmadan kaydedilmiş ve bütün ihtimaller değerlendirilmiştir. İlgili yerlerden erişebildiklerimizin fotoğraflarının bütünün konulmasına özen gösterilmiştir. - Prof. Dr. Ahmet Bedir
Tulumba telefon kart sistemini cok rahat ve ekonomik olarak kullanabildigim icin sizlere cok tesekkur etmek isterim. Gercekten buradaki yasantimi kolaylastiran en guzel nedenlerden biri oldu.
Ayse Richman; California, USA - Tuesday, June 27, 2006